ESASİCİLİK ( ESSENTİALİZM)

program-gelistirme

ESASİCİLİK (ESSENTİALİZM)

 

Osmanlı’dan günüme kadar gelen eğitim anlayışı ve devlet sistemi:

 

Her sistem kendi iktidarının çıkarlarını koruyacak ve güçlendirecek bir eğitim sistemine ihtiyaç duyar. Kendi sistemini, yine kendi kedine koyduğu kurallar çerçevesinde yürütecek ‘’uzman’’ elemanlar yetiştirir. Devletlerin yönetim biçimi ile eğitim sistemi birebir ilişkilidir. Osmanlı Devletinde hepimizin bildiği gibi harem sistemi vardır. Bu harem de padişahın cariyeleri ( bence seks köleleri ) bulunur. Cariyelerin çoğu padişaha hediye edilmiş ya da

savaşlardan esir alınmış genç kadınlardır. Yani ortada ciddi bir fiziksel zor var. Bu kadınlar çok sıkı bir eğitimden geçerler.

 

Bu eğitimin çok katı kuralları vardır. Herkes bu kurallara uymak zorundadır. Dolayısıyla ortada bariz bir yaptırım vardır. Padişaha şarap sunulur, tatlı sunulur ve kadın ‘sunulur’. Kadının metalaştırılması özünde insanın insanlığım metalaştırılması vardır. Çok daha ötesinde tecavüzler silsilesi ve insan ruhunun kirletilmesi.

 

Her bütünün içinde parçanın, her parçanın içinde bütünün izleri vardır. Güneşle kum tanesi arasında sıkı bir bağ vardır der, Engels. Sistemler içinde ki olaylar ve olgular arasında da sıkı bir bağ vardır. Olaylara bu pencereden baktığımızda padişahın  ‘özel yaşamı’ ( artık nasıl bir özel yaşamsa ) ile Osmanlı Devleti’nin eğitim sistemi arasında çok güçlü bağlar olduğunu görürüz. Sıkı ‘disiplinli’ ve ezbere dayalı bir eğitim sistemi. Katı kuralları olan ve uyulmadığı taktirde şiddete başvurulan bir yöntem. Sorgulamayan daha doğrusu sorgulamasına izin verilmeyen, itaat etmesi gerektiği öğretilen bir eğitim sistemi. Resme biraz yakından baktığımızda devletin çok farklı görünen iki ayrı kurum arasında bir çok benzer yönün olduğunu çok rahatlıkla görebiliriz.

 

Bunların hepsini alt alta  koyup topladığımızda esasicilik  eğitim anlayışıyla yüz yüze geliriz. Nasıl ki haremde ki kadın padişaha itaat için eğitiliyorsa , öğretmen de öğrenciyi devlete itaat etmesi için eğitir. Esasicilliğin temelinde, öğrencinin tartışma ortamı yaratması yada problemler karşısında çözüm araması yasaktır. Zaten onlara göre buna gerekte yoktur. Çünkü öğrencinin kafası boş ve istese de yapamaz.  Burada amaç tartışmayan, sorgulamayan bireylerden toplumu oluşturmak. Çünkü sorgulayan toplum değiştiren , yaşama yön veren toplumdur. Buda baskıcı rejimlerin sonu demektir.

 

Esasiciliğin bir başka yönü ise ‘gerektiğinde’  şiddete başvurmasıdır. Şiddet çok yönlü ve geniş bir kavramdır. ( Emperyalistlerin halklara uyguladığı şiddete karşı çıkarken , halkların emperyalistlere karşı uyguladığı şiddeti desteklerim). Eğitim noktasında ele alındığında ‘sınırların’ aşılmaması gerektiği öğretilir. Öğrenci falakaya çekilmeli ki bir daha aynı ‘hataya’ düşmesin. Osmanlı’da okullarda esasta fiziksel şiddet uygulanırdı. Psikolojik şiddet fiziksel şiddetin sonrasında doğallığında ortaya çıkar. ( O dönemde Osmanlı psikolojik şiddetin fiziksel şiddetten daha derin yaralar açtığını bilseydi , psikolojik şiddeti esasa alırdı heralde)

 

Esasicilikte konular ve öğretmen merkezde , öğrenci ise ikinci plandadır. ( zaten köle pazarları olan bir ülkede diğer türlüsünü beklemek fazla iyimserlik olur). Günümüz Türkiyesine baktığımızda durumun özünde pek değişmediğini görürüz. Ağaların ve patronların metresleriyle yada çok eşli yaşamaları, çocuk gelinler, her gün artan kadın cinayetleri ve tecavüzler… Eğitim sistemine baktığımızda korku ve şiddet temelli bir tablo çıkar karşımıza. Bizlere düşen görev her türlü baskı ve şiddete rağmen düşünmesini , sorgulamasını ve hesap sormasını iyi bellemektir. Bizleri kurtaracak olan yollardan biri budur. Okullarımıza polislerin konulması , en ufak hak aramada soruşturmaların açılması, uzaklaştırma cezalarının verilmesi tesadüf değildir. Bu baskı cenderesi aslında onların korkaklığının ve bizim gücümüzün bir göstergesidir. Yeter ki bu gücün farkına varalım. Gençlik gelecektir ve gelecek ellerimizdedir.

 

İstanbul Üniversitesi’nden bir YDG’li

 




YDG son sayılar-Arşiv

asd 

Gezi okul